İkinci gun, hazirliklar suruyor. Sleytler kesiliyor, kazida cikanlarin konacagi kaplar hazirlaniyor, cizimlerin uzerinden geciliyor, veritabani inceleniyor.
İsin acikcasi bugun anladigim en onemli sey, bizim projemizde yapilanlarla hemen hemen ayni seylerin yapiliyor olmasi.
Yani aklin yolu bir mi desem, yoksa biz baya bir yol almisiz son iki senedir mi desem bilemeyecegim, neyse proje dedikodusunu bir yana birakirsak...
En onemli sey yemekler sanirim, oglen yedigimiz hazir noddle ve sushilerden sonra japonyada yasanmayacagina karar verdim. Ben nasil olur da onume konan yiyemem!
Ama aksam Masa bize gercek japon yemegi yapip yanina sake koyunca iste budur dedim. İnanilmazdi, hatta chopsticklerle yemek yeme isini iyice ilerlettim, turkiyeden getirdigimiz helvayi bile sopalarla yedim.
Butun gun kitap kudum, ertugrul batti romanda, cocuk kitabi okudum, onda da batti. Cizimlere baktim, onda da batmis, valla batmis bu gemi!
Burada olmanin en guzel tarafi ispanyollar sanirim, hemen hemen herseyimiz benziyor, hatta bugun ufak ufak ispanyolca cumleler kurmaya bile basladim, Jorge bana ispanyolca ogretmeye niyetli gozukuyor, Maria ile ise zatn ancak bu dilde konusabiliyoruz.
Yarin dalislar var ve basin, yine kose bucak kacmak niyetindeyim basindan, neyseki fotografcilik dedigimiz proje gorevi her zaman sessiz olmayi etrafi izlemeyi hatta elinde kamera her ise burnunu sokup kimsenin seni rahatsiz etmemesini gerektirdigi icin super bir gorev.
Ve tabi bu gece uyuyabilmeyi umuyorum, Turkiye saatiyle bile mantikli bir saate denk gelmeyen sabah 4te iki gundur uyanmami anlayabilmis degilim :)
Saturday, 10 January 2009
090109
Her projenin ayrı bir hikayesi vardır, tıpkı projede çalışan gönüllülerinin olduğu gibi...
Ertuğrul Projesi'ne katılmam bundan sadece 10 gün öncesine dayanıyor. SAD'ın
Kaş'taki Sualtı Arkeopark Projesi'nin son kontrollerini yaptıkta hemen sonra
Ankara'ya dönüp, uzun bir kış boyunca 6 senedir uğraştığım doktora tezimin
yazım aşamasına kapanmayı düşünürken Tufan Turanlı'dan gelen bir telefon
sonucunda yarım saat düşünüp projeye katıldım. Japonya'ya gidiyordum ve deniz tarihinin önemli bir deniz kazası sonucu batmış Ertuğrul Fırkateyni'ne dalacaktım.
Bu kadar hızlı gelişen olaylar sonucu bugün kendimi Japonya'nın Kushimoto
kasabasında buldum.
Bugün projedeki ilk günümüz, Türkiye'den beraber geldiğim Can Ataç'la beraber jetlag'i atlatmaya çalışıp, projenin bu seneki düzenine alışmaya çalışıyoruz. Ekip oldukça renkli, aslında bir uluslararası fıkra gibiyiz, 1 japon, 4 ispanyol, 3 Türk ve iki çocuk birgün bir Japon adasına düşmüş, Ertuğrul Fırkateyni'ni kazmaya başlamışlar... Tufan Turanlı ve Berta Lledo’dan oluşuyor, 2001 senesinde “Shipwrecks of Anatolia”Projesinde de onlarla çalışmıştım, tabii tek farkla, o da Ada ve Bora isimli iki sevimli çocukları henüz piyasada yoktu. Şimdi genişlemiş olan Tufanlı ailesiyle tekrar beraberim.Berta, projenin her işine koşuyor, aslında başarılı erkeğin arksındaki zeki kadın denebilir. 2001 yılından farklı olarak 2 küçük canavarla başa çıkamasını hayretler içinde izliyorum.
Ada ve Bora, iki küçük canavar, kendi aralarında hangi dili konuştuklarını takip etmek mümkün değil, şimdilik Ada’yla aramız, Bora’ya nazaran daha iyi.
Can, İstanbul’dan beri her türlü soruma cevap veriyor, anlaşılan o ki projede de her işe koşturan o. Genç yaşına rağmen ne yaptığını bilen, ve yaptığı işten zevk alan bir iletişim öğrencisi.
İspanyol ekip arkadaşlarımıza gelince, Jorge benimle ispanyolca konuşmak konusunda çok ısrarlı, böylece ortada konuşulan bir dile daha katılabilmenin mutlulupunu yaşıyorum. Şimdilik dalış ekibinde de olduğunu biliyorum, diğer meziyetlerinin yanı sıra. Jordi de dalış ekibinde ama ilk günler daha çok masa başında olacak gibi. Maria ise yine günlük yaşam islerini büyük marifetle hallediyor, proje sonuna kadar onunla eş olarak işleri halledeceğiz.
Japonları henüz tanımaya fırsatım olmadı, Masa dışında, çok iyi bir fotoğrafçı olmasının dışında, kendi Canon EOS1 kendi sualtı kılıfını yapıyor olması, onun dalışla olan bağının ne kadar çok olduğunun birgöstergesi.
Kaldığımız küçük güzel japon evi ve çalışma ofisimizi de sayarsak, kendimi meleketeim saydığım Kaş’ta hissettiğimi söyleyebilirim. Evden bu kadar uzakta, böylesine sıcak bir ortamda olduğum için kendimi şanslı sayıyorum.
Ertuğrul Projesi'ne katılmam bundan sadece 10 gün öncesine dayanıyor. SAD'ın
Kaş'taki Sualtı Arkeopark Projesi'nin son kontrollerini yaptıkta hemen sonra
Ankara'ya dönüp, uzun bir kış boyunca 6 senedir uğraştığım doktora tezimin
yazım aşamasına kapanmayı düşünürken Tufan Turanlı'dan gelen bir telefon
sonucunda yarım saat düşünüp projeye katıldım. Japonya'ya gidiyordum ve deniz tarihinin önemli bir deniz kazası sonucu batmış Ertuğrul Fırkateyni'ne dalacaktım.
Bu kadar hızlı gelişen olaylar sonucu bugün kendimi Japonya'nın Kushimoto
kasabasında buldum.
Bugün projedeki ilk günümüz, Türkiye'den beraber geldiğim Can Ataç'la beraber jetlag'i atlatmaya çalışıp, projenin bu seneki düzenine alışmaya çalışıyoruz. Ekip oldukça renkli, aslında bir uluslararası fıkra gibiyiz, 1 japon, 4 ispanyol, 3 Türk ve iki çocuk birgün bir Japon adasına düşmüş, Ertuğrul Fırkateyni'ni kazmaya başlamışlar... Tufan Turanlı ve Berta Lledo’dan oluşuyor, 2001 senesinde “Shipwrecks of Anatolia”Projesinde de onlarla çalışmıştım, tabii tek farkla, o da Ada ve Bora isimli iki sevimli çocukları henüz piyasada yoktu. Şimdi genişlemiş olan Tufanlı ailesiyle tekrar beraberim.Berta, projenin her işine koşuyor, aslında başarılı erkeğin arksındaki zeki kadın denebilir. 2001 yılından farklı olarak 2 küçük canavarla başa çıkamasını hayretler içinde izliyorum.
Ada ve Bora, iki küçük canavar, kendi aralarında hangi dili konuştuklarını takip etmek mümkün değil, şimdilik Ada’yla aramız, Bora’ya nazaran daha iyi.
Can, İstanbul’dan beri her türlü soruma cevap veriyor, anlaşılan o ki projede de her işe koşturan o. Genç yaşına rağmen ne yaptığını bilen, ve yaptığı işten zevk alan bir iletişim öğrencisi.
İspanyol ekip arkadaşlarımıza gelince, Jorge benimle ispanyolca konuşmak konusunda çok ısrarlı, böylece ortada konuşulan bir dile daha katılabilmenin mutlulupunu yaşıyorum. Şimdilik dalış ekibinde de olduğunu biliyorum, diğer meziyetlerinin yanı sıra. Jordi de dalış ekibinde ama ilk günler daha çok masa başında olacak gibi. Maria ise yine günlük yaşam islerini büyük marifetle hallediyor, proje sonuna kadar onunla eş olarak işleri halledeceğiz.
Japonları henüz tanımaya fırsatım olmadı, Masa dışında, çok iyi bir fotoğrafçı olmasının dışında, kendi Canon EOS1 kendi sualtı kılıfını yapıyor olması, onun dalışla olan bağının ne kadar çok olduğunun birgöstergesi.
Kaldığımız küçük güzel japon evi ve çalışma ofisimizi de sayarsak, kendimi meleketeim saydığım Kaş’ta hissettiğimi söyleyebilirim. Evden bu kadar uzakta, böylesine sıcak bir ortamda olduğum için kendimi şanslı sayıyorum.
Subscribe to:
Posts (Atom)