Bir günlük aradan sonra yine dalıştaydık. Ekibimiz küçülmüş ama çalışma tempomuz daha da artmıştı. Kazdığımız bölgelerden daha fazla porselen ve ahşap çıksa da çivi parçaları ve sayısı azalmaya başlamıştı. Gittikçe daha deinlere gidiyor olmalıydık, ya da daha şanssız günümüzdeydik.
22sinde yani yarından sonra cooking pot dediğimiz pişirme kabını çıkaracağız. Her zaman olduğu gibi basın ordusu peşimizde, bugün yemek sırasında chop stickleri nasıl tuttuğumuzdan ağzımıza nasıl lokmayı götürdüğümüze kadar herşeyi çektiler. 22si tahminen tam bir kaos olacak. Umarım bahsedilen sayıda dalgıç ve gazeteci yok işimizi engellemez.
Bugünün en güzel tarafı, batık alanının çevresini gezip fotoğraflar çekebilmem oldu. Çeşit çeşit mercanlar var, her ne kadar isimlerini Akagi-san'a sorsam da genelde Japonca cevap aldığım için henüz hepsine birden mercan demek dışında başka seçeneğim yok.
Tuesday, 20 January 2009
Monday, 19 January 2009
şeffaflık
Kimin dediğini de çok iyi hatılıyorum, Ejder demişti, şeffafsın, yanındakinin derdini tasasını kopyalıyorsun, sanki anlıyorsun, anlamaya çalışırken o oluveriyorsun, bu sefer sen üzülüyorsun diye.
Şimdi Can'ı kopyalıyorum sanki, burdaki yeni kardeşim, düşüncesiyle, hassasiyetiyle ve bazen olgunluğuyla onu o kadar iyi anlıyorum ki, birşey yapamıyorum.
Belki uykusuzluktan ama genel olarak keyifsizlikten şafak sayıyor, haksız değil, yani en azından ona şeffaf olabiliyorum.
Ama tabii şeffaf olamadıklarım yok değil, tıpkı Ali Yamaç'ın dediği gibi herkesi seviyor muyum diye düşündüğümde sanırım herkesi sevemiyorum.
Hatta kahramankaptanın dediği gibi iyi de değilim. Ona göre iyi demek, kötülük yapamadığı için iyi olan demek değil. Kötülük yapabilecek düşüncede ve güçte olup, bunu seçim olarak yapmamak anlamına geliyor.
Bu durumda günlerin geçmesini bekliyorum, istanbula dönmek istiyorum. Bugün Pasifik'e baktığımda nerden yüzsem varırım diye düşündüm, ne yazık ki çok uzak geldi.
Evimi değil de İstanbulu özlemek, Ali Yamaç'ın evinde akşam içip, gündüz herkes gittikten sonra ayılmaya çalışırken Ali abimle sohbet etmek istediğimi farkettim.
Konuşacak ne çok şey var şu anda...
Uzakta olunca, bazen herşey o kadar anlam değiştiriyor ki, uzaktan o kadar ii görebiliyor ki insan ...
Şimdi Can'ı kopyalıyorum sanki, burdaki yeni kardeşim, düşüncesiyle, hassasiyetiyle ve bazen olgunluğuyla onu o kadar iyi anlıyorum ki, birşey yapamıyorum.
Belki uykusuzluktan ama genel olarak keyifsizlikten şafak sayıyor, haksız değil, yani en azından ona şeffaf olabiliyorum.
Ama tabii şeffaf olamadıklarım yok değil, tıpkı Ali Yamaç'ın dediği gibi herkesi seviyor muyum diye düşündüğümde sanırım herkesi sevemiyorum.
Hatta kahramankaptanın dediği gibi iyi de değilim. Ona göre iyi demek, kötülük yapamadığı için iyi olan demek değil. Kötülük yapabilecek düşüncede ve güçte olup, bunu seçim olarak yapmamak anlamına geliyor.
Bu durumda günlerin geçmesini bekliyorum, istanbula dönmek istiyorum. Bugün Pasifik'e baktığımda nerden yüzsem varırım diye düşündüm, ne yazık ki çok uzak geldi.
Evimi değil de İstanbulu özlemek, Ali Yamaç'ın evinde akşam içip, gündüz herkes gittikten sonra ayılmaya çalışırken Ali abimle sohbet etmek istediğimi farkettim.
Konuşacak ne çok şey var şu anda...
Uzakta olunca, bazen herşey o kadar anlam değiştiriyor ki, uzaktan o kadar ii görebiliyor ki insan ...
Bugün dalışa çıkamadık
Tüm gece yağan yağmurdan sonra bugün dalışa çıkamadık. Büyük dalgaların olduğunu ve Oshima adası tarafında dalışa çıkılamayacağını Nakamura-san bize haber verdi. Bu durumda günlük rutinlerimize devam etmek dışında yapılacak birşey yoktu. Yoshiko’nın çevirilerini kontrol ettik, Yemek kazanının dışarı çıkarılması ile ilgili toplantıyı gerçekleştirdik, mağara çizimlerini tamamladık, taşıma kaplarımızın altındaki sac parçaları boyadık derken gün sona erdi. Arada deniz kıyısına bisiletlerimizle gidip denize bakmak sanırım en güzel anımızdı. Açıkçası tipik bir labaratuvar gününün nasıl sıkıcı geçtiğini görüp bir kez daha Berta’ya hak verdim, günlük rutinler insanı gerçekten de çok yoruyormuş. Herşekilde denizde olmak çok güzel, umarım yarın dalışa çıkabiliriz.
Jorge, Tote ve Jordi’ye veda ederken..
090117_Pazar
Başlık: Jorge, Tote ve Jordi’ye veda ederken...
Güzel bir veda gecesinin ardından İspanyol ekibimizi Alicante’ye yolcu ettik. Bizi İspanya’ya davet etmeleri üzerine haritada Alicante’ye baktık. Yağmurun tekrar başlamasını beklediğimiz bugünlerde, sıcak bir Akdeniz şehrini hayal etmek içimizi ısıttı.
Yağmur beklentisine rağmen güneşli ama bulutlu bir güne başladık. Hava raporu şaşmıştır diye düşünürken, öğleden sonra bizi dalıştan çıkarken yağmur karşıladı. 17 derece sudan çıkıp daha soğuk bir yağmura yakalanmak pek de hoş değil!
Dalışlarımızda bugün bulduğumuz esas malzeme porselendi. Üzerinde hem çini hem de siyah desenler bulduk. Bunlar Japonyadan hediye olarak yollanan eserlerden parçalar olmalıydı. Çok sayıda parça dışında, kayaya yapışmış durumda tama yakın bir kap bulduk, henüz onun çıkması için oldukça çalışmamız gerekecek.
Başlık: Jorge, Tote ve Jordi’ye veda ederken...
Güzel bir veda gecesinin ardından İspanyol ekibimizi Alicante’ye yolcu ettik. Bizi İspanya’ya davet etmeleri üzerine haritada Alicante’ye baktık. Yağmurun tekrar başlamasını beklediğimiz bugünlerde, sıcak bir Akdeniz şehrini hayal etmek içimizi ısıttı.
Yağmur beklentisine rağmen güneşli ama bulutlu bir güne başladık. Hava raporu şaşmıştır diye düşünürken, öğleden sonra bizi dalıştan çıkarken yağmur karşıladı. 17 derece sudan çıkıp daha soğuk bir yağmura yakalanmak pek de hoş değil!
Dalışlarımızda bugün bulduğumuz esas malzeme porselendi. Üzerinde hem çini hem de siyah desenler bulduk. Bunlar Japonyadan hediye olarak yollanan eserlerden parçalar olmalıydı. Çok sayıda parça dışında, kayaya yapışmış durumda tama yakın bir kap bulduk, henüz onun çıkması için oldukça çalışmamız gerekecek.
Saturday, 17 January 2009
090117_CUMARTESİ
090117_CUMARTESİ
Başlık: Tatil günü öncesi, bugünü ve sonrası
Tatil gününün en güzel yanı bir gece öncesinin de tatil olmasıdır. Her ne kadar daha yeni başlamış olsak da dalışlara ara vermek 1 gün bile olsa oldukça iyi geldi. Ve tabi havaın günlük güneşlik olması bu güzel tatil günümüzün keyfini daha da arttırdı.
Öncelikle 16sı akşamından bahsetmek istiyorum. Eve gelince tatilden de yararlanıp hem blogları yazmak hem de fotoğraf aktarımlarını yapmak dışında, çamaşır yıkayıp, japonyadaki ilk gündelik yaşam rutinlerine başlamış oldum. Ardından koşturmaca içinde Enomoto-san’ların daveti üzerine İsmet ve Uğur katdeşlerin Türk Restaurant’ına gittik. Herşeyiyle bir Türk restaurant’ı, duvarlar İznik çinisi, duvarlar çeşitli yörelerden kilim ve halı kaplı. Sahipleri ise, tam bir Türk misafirperverliği sergilediler, ve Japon malzemesiyle yapılabilecek en lezzetli Türk yemeklerini hazırladılar. Mutfak sohbeti sırasında daha da ayrıntılı olarak onları tanıma fırsatı bulduk.
Ardından Enomoto-san’ın daveti üzerine Karaoke bara gittik. Japonların kş akşamlrındaki en büyük eğlencesi bu olmalı. Önünüzdeki listeden istediğiniz dilde şarkı seçip buna eşlik ediyorsunuz, ama bunu tabii Japonlar kadar iyi yapamıyorsunuz. İspanyolların Tango yapması gibi, onlarında milli eğlence şekli bu olmalı. İçtiğimiz şohoların etkisiyle sarhoş olup, japonlarla iyice kaynaştık.
Ardından yorgun argın eve geldiğimde günü düşünürken, bulduğumuz parfüm şişesi için, Ertuğrul kitabından şu satırlar aklıma geldi:
"(...) İkincisi sana bir şişe bıraktım. Bu şişenin içinde benim gözyaşlarım var. Senden ayrı kaldığım zamalar çok ağladım. Gözyaşlarımı bu şişenin içinde topladım. Şimdi bu şişeyi veriyorum sana, bu benden sana en büyük hatıradır Ali. Bndan sonra bu şişeyi ömrün boyunca sakla. Bu sana olan bağlılığımın, sana olan muhabbetimin, sana olan sevdamın bir nişsanıdır." Erdoğan Şimşek
Ertesi gün tatil günümüz olduğu için, sadece gezmekle meşguldük. Japonyaya salınmış 10 turist olarak öncelikle Balina Müzesi’ne sonar ise Kushimoto Akvaryum2una gittik. Gördüklerimiz beni insanoğlunun hangi milletten olursa olsun hayvanlara şov amaçlı olarak eziyet ettiklerini hatırlattı. Açıkçası günün en güzel anı, İspanyol ekip aradaşlarımızla, marketten aldığımız yemeklerle Deniz kıyısında sakin bir kumsal bulup, güneş altında piknik yapmamızdı. İşte Akdenizli her yerde Akdenizlidir, Türkü, Yunanı, İtalyanı, İspanyolu hiç farketmiyor.
Güzden Varinlioğlu
Başlık: Tatil günü öncesi, bugünü ve sonrası
Tatil gününün en güzel yanı bir gece öncesinin de tatil olmasıdır. Her ne kadar daha yeni başlamış olsak da dalışlara ara vermek 1 gün bile olsa oldukça iyi geldi. Ve tabi havaın günlük güneşlik olması bu güzel tatil günümüzün keyfini daha da arttırdı.
Öncelikle 16sı akşamından bahsetmek istiyorum. Eve gelince tatilden de yararlanıp hem blogları yazmak hem de fotoğraf aktarımlarını yapmak dışında, çamaşır yıkayıp, japonyadaki ilk gündelik yaşam rutinlerine başlamış oldum. Ardından koşturmaca içinde Enomoto-san’ların daveti üzerine İsmet ve Uğur katdeşlerin Türk Restaurant’ına gittik. Herşeyiyle bir Türk restaurant’ı, duvarlar İznik çinisi, duvarlar çeşitli yörelerden kilim ve halı kaplı. Sahipleri ise, tam bir Türk misafirperverliği sergilediler, ve Japon malzemesiyle yapılabilecek en lezzetli Türk yemeklerini hazırladılar. Mutfak sohbeti sırasında daha da ayrıntılı olarak onları tanıma fırsatı bulduk.
Ardından Enomoto-san’ın daveti üzerine Karaoke bara gittik. Japonların kş akşamlrındaki en büyük eğlencesi bu olmalı. Önünüzdeki listeden istediğiniz dilde şarkı seçip buna eşlik ediyorsunuz, ama bunu tabii Japonlar kadar iyi yapamıyorsunuz. İspanyolların Tango yapması gibi, onlarında milli eğlence şekli bu olmalı. İçtiğimiz şohoların etkisiyle sarhoş olup, japonlarla iyice kaynaştık.
Ardından yorgun argın eve geldiğimde günü düşünürken, bulduğumuz parfüm şişesi için, Ertuğrul kitabından şu satırlar aklıma geldi:
"(...) İkincisi sana bir şişe bıraktım. Bu şişenin içinde benim gözyaşlarım var. Senden ayrı kaldığım zamalar çok ağladım. Gözyaşlarımı bu şişenin içinde topladım. Şimdi bu şişeyi veriyorum sana, bu benden sana en büyük hatıradır Ali. Bndan sonra bu şişeyi ömrün boyunca sakla. Bu sana olan bağlılığımın, sana olan muhabbetimin, sana olan sevdamın bir nişsanıdır." Erdoğan Şimşek
Ertesi gün tatil günümüz olduğu için, sadece gezmekle meşguldük. Japonyaya salınmış 10 turist olarak öncelikle Balina Müzesi’ne sonar ise Kushimoto Akvaryum2una gittik. Gördüklerimiz beni insanoğlunun hangi milletten olursa olsun hayvanlara şov amaçlı olarak eziyet ettiklerini hatırlattı. Açıkçası günün en güzel anı, İspanyol ekip aradaşlarımızla, marketten aldığımız yemeklerle Deniz kıyısında sakin bir kumsal bulup, güneş altında piknik yapmamızdı. İşte Akdenizli her yerde Akdenizlidir, Türkü, Yunanı, İtalyanı, İspanyolu hiç farketmiyor.
Güzden Varinlioğlu
Ayse Hanim'dan Ali Bey'e mektup
"(...) İkincisi sana bir şişe bıraktım. Bu şişenin içinde benim gözyaşlarım var. Senden ayrı kaldığım zamalar çok ağladım. Gözyaşlarımı bu şişenin içinde topladım. Şimdi bu şişeyi veriyorum sana, bu benden sana en büyük hatıradır Ali. Bndan sonra bu şişeyi ömrün boyunca sakla. Bu sana olan bağlılığımın, sana olan muhabbetimin, sana olan sevdamın bir nişsanıdır." Erdoğan Şimşek
İste bu şişeyi bulduk dalışta, yani ben öyle diyorum en azindan :)
İste bu şişeyi bulduk dalışta, yani ben öyle diyorum en azindan :)
ekip ve iste asil gercekler
Jorge: Gitme Jorge, bosver ispanyayi, biz sensiz ne yapariz. Sessizce espiri yapan ve hayattan zevk alan tipler vardir ya, nadiren de olsa cevremizde, iste onlardan, hala aklima geldikce guldugum anlik espirileri inanilmazdi, ama ne yazik ki gidiyor. Cok arayacagiz onu!
Jordi: Babasina cok cekmese de o da fena degil eglenme konusunda, sanki baba o da cocuk babasi gibi. Karaokede cok cekingenlik yapti, ama olsun, biz onu da seviyoruz. Gozleri bir sahane cocugun, bir de neyseki ingilizcesi iyi de anlasabildik.
Maria (Tote): Muthis kadin Tote, her ise yariyor, cok ama cok kotu onun gidiyor olmasi. Bir akademisyen inatciliginda ingilizceyi tane tane ama yarim yamalak konussa da onu da cok sevdim.
Can: Kahvemakinasi ve noddle manyagi, ama gercekten manyagi. Onu hayatta baska ne daha cok heyecanlandiriyor bilmem ama dalisi ve tekneyi pek sevmedii kesin! Bundan sonra tekneye o da gelmzese yandim valla
Berta: Bir adamin basina gelebilecek en guzel sey, inanilmaz bir kadin hep cok sevmisimdir ve cok sevecegim.
Bugun ispanyollar gidiyor, kaldik japonlarla, bakalim neler olacak,
arkasi yarin
Jordi: Babasina cok cekmese de o da fena degil eglenme konusunda, sanki baba o da cocuk babasi gibi. Karaokede cok cekingenlik yapti, ama olsun, biz onu da seviyoruz. Gozleri bir sahane cocugun, bir de neyseki ingilizcesi iyi de anlasabildik.
Maria (Tote): Muthis kadin Tote, her ise yariyor, cok ama cok kotu onun gidiyor olmasi. Bir akademisyen inatciliginda ingilizceyi tane tane ama yarim yamalak konussa da onu da cok sevdim.
Can: Kahvemakinasi ve noddle manyagi, ama gercekten manyagi. Onu hayatta baska ne daha cok heyecanlandiriyor bilmem ama dalisi ve tekneyi pek sevmedii kesin! Bundan sonra tekneye o da gelmzese yandim valla
Berta: Bir adamin basina gelebilecek en guzel sey, inanilmaz bir kadin hep cok sevmisimdir ve cok sevecegim.
Bugun ispanyollar gidiyor, kaldik japonlarla, bakalim neler olacak,
arkasi yarin
capon copu ve capon tuvaleti
evet bunca zaman sonra sanirm trafigin tersten akmasi, merhaba dediklerinde one devalarca egilip durmalari herseyi sopalarla yemeleri disinda bir gariplik yok desem de bugun ispanyolarin son gunu oldugu icin bir genel capon degerlendirmesi yaptik:
1. capon tuvaletleri inanilmaz, hem klozet isitmali hem de cesitli yerlerde o kadar cok dugme var ki, kendi kendine popo yikayani bile var! Bir de dugmelere basmayi bilsek, yani okuyabilsek :) Tote gecen bir dugmeye basmis, etrafta dudukler otmeye baslamis :)
2. Capon copu! Copler, metaller, platikler (yanabilen ve yanamayan) organikler ve kagit-ahsaplar olmak uzere cesit cesit, ornegin sofradan kaktiniz, ayikla babam ayikla, bu copeleri de hergun sokaga koyamazsiniz, hergun bir cesit aliyorlar, saka sanirsiniz, ya da ne var canim cop ayirmakta derseniz, bunu bir de hergun yapmayi deneyin :)
Akdeniz sicakligiyla japonyadan yorumlar bunlar, gerisini bilmiyorum, ama turk her yerde turk, dunku turk restauranti gezisi tam bir eglenceydi benim icin, cay, sigara sohbet derken, resmi sofradan uzaklasip mutfakta turk restaurant sahipleriyle sohbet etmek ii geldi. İsi asli, turklerin nasil da ayni seylerden bahsettigini anladim: para, karilari ve karilarinin paralari, yasadgi ulkenin milletini sevmemek. İsin acikcasi, yemek yaparak hali satarak heryerde gecinebiliriz millet olarak
1. capon tuvaletleri inanilmaz, hem klozet isitmali hem de cesitli yerlerde o kadar cok dugme var ki, kendi kendine popo yikayani bile var! Bir de dugmelere basmayi bilsek, yani okuyabilsek :) Tote gecen bir dugmeye basmis, etrafta dudukler otmeye baslamis :)
2. Capon copu! Copler, metaller, platikler (yanabilen ve yanamayan) organikler ve kagit-ahsaplar olmak uzere cesit cesit, ornegin sofradan kaktiniz, ayikla babam ayikla, bu copeleri de hergun sokaga koyamazsiniz, hergun bir cesit aliyorlar, saka sanirsiniz, ya da ne var canim cop ayirmakta derseniz, bunu bir de hergun yapmayi deneyin :)
Akdeniz sicakligiyla japonyadan yorumlar bunlar, gerisini bilmiyorum, ama turk her yerde turk, dunku turk restauranti gezisi tam bir eglenceydi benim icin, cay, sigara sohbet derken, resmi sofradan uzaklasip mutfakta turk restaurant sahipleriyle sohbet etmek ii geldi. İsi asli, turklerin nasil da ayni seylerden bahsettigini anladim: para, karilari ve karilarinin paralari, yasadgi ulkenin milletini sevmemek. İsin acikcasi, yemek yaparak hali satarak heryerde gecinebiliriz millet olarak
090116_CUMA
090116_CUMA
Başlık: parfüm
650 askerin olduğu bir fırkateynden çıkması hiç beklenmeyen şey parfüm şişesi olmalı! Eşine sevgilisine hediye alınmış olabilir, teknede kadın varmış gibi yorumları yaptıktan sonra aklıma Ertuğrul hakkında Erdoğan Şimşek tarafından yazılan “Vuslata Beş Kala, Gidip de Dönmeyenler: Ertuğrul” kitabındaki Ali Bey ile karısı Ayşe Hanım’ın yadığı veda mektubu aklıma geldi. Ayşe Hanım bu mektupla beraber, yokluğunda koklasın diye geceliğini, bir tutam saçını ve o yokken biriktirdiği gözyaşlarını koyduğu küçük bir parfüm şişesini vermişti. Kitap bitene kadar Yarbay Ali Bey’in kazada ölüp ölmeyeceğini merak ediyordum. İşte bu küçük şişe, parfüm şişesi yerine, Ali Bey’in karısının gözyaşlarını doldurduğu şişe olduğuna inandım. Duygusal olmayan yanımın bile acıyacağı hikayeler olduğunu düşünüyorum, işte bu şişe de kocasını beklerken biriktirdiği gözyaşlarını koyduğu şişeydi, ya da değildi ama ben buna inanmak istedim.
Bugün bir de yüksük benzeri bir cisim buldum, artık çivi dışında birşey buldukça çok seviniyorum. Artık yavaş yavaş Ertuğrul heyecanını içimde hissetmeye başladım. Bakalım sonraki haftalarda daha neler bulacağız.
Güzden Varinlioğlu
Başlık: parfüm
650 askerin olduğu bir fırkateynden çıkması hiç beklenmeyen şey parfüm şişesi olmalı! Eşine sevgilisine hediye alınmış olabilir, teknede kadın varmış gibi yorumları yaptıktan sonra aklıma Ertuğrul hakkında Erdoğan Şimşek tarafından yazılan “Vuslata Beş Kala, Gidip de Dönmeyenler: Ertuğrul” kitabındaki Ali Bey ile karısı Ayşe Hanım’ın yadığı veda mektubu aklıma geldi. Ayşe Hanım bu mektupla beraber, yokluğunda koklasın diye geceliğini, bir tutam saçını ve o yokken biriktirdiği gözyaşlarını koyduğu küçük bir parfüm şişesini vermişti. Kitap bitene kadar Yarbay Ali Bey’in kazada ölüp ölmeyeceğini merak ediyordum. İşte bu küçük şişe, parfüm şişesi yerine, Ali Bey’in karısının gözyaşlarını doldurduğu şişe olduğuna inandım. Duygusal olmayan yanımın bile acıyacağı hikayeler olduğunu düşünüyorum, işte bu şişe de kocasını beklerken biriktirdiği gözyaşlarını koyduğu şişeydi, ya da değildi ama ben buna inanmak istedim.
Bugün bir de yüksük benzeri bir cisim buldum, artık çivi dışında birşey buldukça çok seviniyorum. Artık yavaş yavaş Ertuğrul heyecanını içimde hissetmeye başladım. Bakalım sonraki haftalarda daha neler bulacağız.
Güzden Varinlioğlu
Thursday, 15 January 2009
090115_PERŞEMBE
090115_PERŞEMBE
Başlık: Sushi Bar sonrası bir gün...
Akşam erkeden yatmamıza rağmen sabah çok geç uyandık. Ağrıyan karnımın akşam yediğim kullu baaklı sushilerden mi yoksa gece Jorge ve Jordi ile bitirdiğimiz ispanyol şekerlerinden mi olduğunu bilemeden güne başladım. Sanırım herşeyi ve her bulduğunu denemek, sağlam Türk mideme iyi gelmedi.
Yine de dalışların çok kötü geçtiğini söyleyemem. Teknede küçük “hotpack”ler var, nasıl aktive olduğunu anlamamış olsak da dalıştan önce kuru elbisenin içine yerleştirdiğinizde çıkana kadar sizi sucak tutuyor. Bugün karnıma koydum ama ilerde bir de ayaklarımda tutmayı deneyeceğim.
Dalışlar benim için oldukça ilginçti, tabi dalış denebilirse! Sudan atlayıp dipteki köşemi kazıp duruyorum. Bugün dalışta bulduğumuz güzel parçalar olmasa şunu demeye hazırlanıyordum kendi kendime. Pasifiğin ortasında bir japon adasında bir ispanyolla beraber bana verilmiş 1 metrekarelik bir alanı fırçayla kazıp, çıkanları numaralı kutulara koyuyorum! Neyse ki arada yuvasını yıktığımız yengeçleri kurtarmaya vaktim oldu.
Şaka bir yana, bugün bulduğumuz parçalara o kadar çeşitliydi ki, yavaş yavaş atalarımın gemisini kazdığımı anlamaya başladım.
Güzden Varinlioğlu
Başlık: Sushi Bar sonrası bir gün...
Akşam erkeden yatmamıza rağmen sabah çok geç uyandık. Ağrıyan karnımın akşam yediğim kullu baaklı sushilerden mi yoksa gece Jorge ve Jordi ile bitirdiğimiz ispanyol şekerlerinden mi olduğunu bilemeden güne başladım. Sanırım herşeyi ve her bulduğunu denemek, sağlam Türk mideme iyi gelmedi.
Yine de dalışların çok kötü geçtiğini söyleyemem. Teknede küçük “hotpack”ler var, nasıl aktive olduğunu anlamamış olsak da dalıştan önce kuru elbisenin içine yerleştirdiğinizde çıkana kadar sizi sucak tutuyor. Bugün karnıma koydum ama ilerde bir de ayaklarımda tutmayı deneyeceğim.
Dalışlar benim için oldukça ilginçti, tabi dalış denebilirse! Sudan atlayıp dipteki köşemi kazıp duruyorum. Bugün dalışta bulduğumuz güzel parçalar olmasa şunu demeye hazırlanıyordum kendi kendime. Pasifiğin ortasında bir japon adasında bir ispanyolla beraber bana verilmiş 1 metrekarelik bir alanı fırçayla kazıp, çıkanları numaralı kutulara koyuyorum! Neyse ki arada yuvasını yıktığımız yengeçleri kurtarmaya vaktim oldu.
Şaka bir yana, bugün bulduğumuz parçalara o kadar çeşitliydi ki, yavaş yavaş atalarımın gemisini kazdığımı anlamaya başladım.
Güzden Varinlioğlu
Wednesday, 14 January 2009
SUSHİ BAR
bu gece sushi bara gittik, sake icmeden de sarhos olunabiliyormus :)
kollu bacakli gozsuz ne kadar sey varsa yedik canla, hakkmiz 1000 yendi, bir de butceyi toparlayip 2000 yaptik :)
ne bulsalar yiyola diye haksizlik etmisim, ozellikle kasar peynrli somon inanilmaz, ama eger cok deneme meraklisi degilseniz yaninizdaki japona ne yesem diye sormayin sakin, sadece resmini begendiginiz seyi yiyin, cunku ne guzel gorunuyorsa tadi guzel oluyor!
Bir sans da su sumuk gibi beyaz seye vereyim demeyin sakin ama sakin :)
kollu bacakli gozsuz ne kadar sey varsa yedik canla, hakkmiz 1000 yendi, bir de butceyi toparlayip 2000 yaptik :)
ne bulsalar yiyola diye haksizlik etmisim, ozellikle kasar peynrli somon inanilmaz, ama eger cok deneme meraklisi degilseniz yaninizdaki japona ne yesem diye sormayin sakin, sadece resmini begendiginiz seyi yiyin, cunku ne guzel gorunuyorsa tadi guzel oluyor!
Bir sans da su sumuk gibi beyaz seye vereyim demeyin sakin ama sakin :)
090113_Çarşamba
Bugün projede mağara dalışı yaptım. Teknede her teknik işin altından kalkan Enomotosan’ın Kushimoto’ya il teknik dalış ve karışım gazı getirmiş olması dolayısıyla malzemeleri arasında elemge buldum. Amacım batık alanındaki mağaranın haritasını çıkarmak ve bunu genel batık alanına eklemekti. Yıllardır uğraştığım mağara dalışındaki haritalama tekniğinin Ertuğrul Batığı’na uygulanacağı hiç aklıma gelmezdi. Öncelikle ana istasyon noktalarını belirleyip ana hattı döşedikten sonra her istasyondan alınan ölçüler, derinlik bilgileri ve açı farkları ve buna ek olarak çizdiğim eskizlerle mağaranın sınırlarını belirleyen 3 boyutlu harita ölçümleri hazır hale gelmiş oldu. Şimdi sırada bunları bilgisayar ortamında bir araya getirmek var.
Proje düzenimiz hergün daha da iyiye gitmeye başladı, ama tabiki durmadan bozulan airliftin tamiri ne yazık ki bir türlü sona eremiyor. Japonlarla konuşarak anlaşmak ne kadar zorsa, iyi niyetleriyle her işe koşturuyor olmaları da bir o kadar kolaylaştırıyor işimizi.
Bugün öğlen aramızda Amerikalıların Japonya’ya ilk ayak bastıkları noktaya gittik, ardından bungalowlardan oluşan bir tatil köyü havasındaki başka bir turistik noktaya daha. Japonlar kendi değerlerinin her noktada farkına varıp, bu kadar güzel bir turizm cenneti haline getiriyor olmaları oldukça ilginç geldi. En küçük köylerinde bile herşey o kadar düzenli ki.
Güzden Varinlioğlu
Proje düzenimiz hergün daha da iyiye gitmeye başladı, ama tabiki durmadan bozulan airliftin tamiri ne yazık ki bir türlü sona eremiyor. Japonlarla konuşarak anlaşmak ne kadar zorsa, iyi niyetleriyle her işe koşturuyor olmaları da bir o kadar kolaylaştırıyor işimizi.
Bugün öğlen aramızda Amerikalıların Japonya’ya ilk ayak bastıkları noktaya gittik, ardından bungalowlardan oluşan bir tatil köyü havasındaki başka bir turistik noktaya daha. Japonlar kendi değerlerinin her noktada farkına varıp, bu kadar güzel bir turizm cenneti haline getiriyor olmaları oldukça ilginç geldi. En küçük köylerinde bile herşey o kadar düzenli ki.
Güzden Varinlioğlu
Tuesday, 13 January 2009
hisler
bazn yildizlar uyusmaz, ne yaparsanz yapin ne ederseniz edin olmaz, hatta agzinizla kus tutsaniz yine olmaz,hatta ne kadar uygun oldugunuzun hicbir onemi yoktur
bazen de tam tersi olur, hic ama hic birseyiniz uymaz, hatta hayata bakisiniz bile alakasizdir, ama olur iste, oldu mu da olur, yapacak birsey yok :)
Burada akamurasanla ve shumisanla bir guzel anlasiyoruz anlatmam, akamura 100 kelime, shuminasan ise 10 kelimeyle ingilizce konusuyor, ama boyle mi kibar olur bu insanlar! Bu kadar mi kulturlerine bagli, efendi ve acik fikirli ve daha onemlsi egosuz olurlar! İste budur ya!
Haluk abimin bir sozu vardi, birinin ne olacagi daha sperm ile yumurta bir araya geldiginde belli olur, daha sonra ne okusa ne yazsa ne olursa olsun bu durum degismez!
Dogruymus bunu bir defer daha anladim.
bazen de tam tersi olur, hic ama hic birseyiniz uymaz, hatta hayata bakisiniz bile alakasizdir, ama olur iste, oldu mu da olur, yapacak birsey yok :)
Burada akamurasanla ve shumisanla bir guzel anlasiyoruz anlatmam, akamura 100 kelime, shuminasan ise 10 kelimeyle ingilizce konusuyor, ama boyle mi kibar olur bu insanlar! Bu kadar mi kulturlerine bagli, efendi ve acik fikirli ve daha onemlsi egosuz olurlar! İste budur ya!
Haluk abimin bir sozu vardi, birinin ne olacagi daha sperm ile yumurta bir araya geldiginde belli olur, daha sonra ne okusa ne yazsa ne olursa olsun bu durum degismez!
Dogruymus bunu bir defer daha anladim.
090112-SALI
090112-SALI
Başlık: Ertuğrul’a ilk dalış
Her gün birbirinin aynı geçtiği için gün geçtikçe hergün yazı yazmak zolaşır sanırke hergün küçük de olsa yepyeni heyecanlar bulabiliyorum. Bu tabiki daha ilk Ertuğrul’a daldığım gün için biraz erken ama dalış ve deniz beni hep evimde hissettirdiği için çok farklı bir yerdeymişim gibi gelmiyor.
Bugün Ertuğrul kazısında sualtındaki ilk günüm, dalış eşim Jorge ile beraber batık üzerinde gezinti dalışı yaptık. Tabii bu bizim en fazla 10 dakikamızı aldığı için, dalışın geri kalanında öncelikle batık alanındaki kovuğa dalmak sonrasında ise bulduğum buluntuları çizmeye başladım. İlk parça, “cooking pot” diyip durduğumuz kazandı, 45 cm yüksekliğinde, 71 cm çapında olan bu büyük kazan, batığın görünür en büyük buluntusu. SAD projelerinden alışkanlıkla, hemen eskiz ve ölçüm işlemlerine başladım, açıkçası aylar sonra hem de japonyada kendi projemizde yaptığımız işi yaıyor olmanın heyecanıyla hemen Tufan Bey’e gösterdim, ama daha önce çizilmiş olduğunu öğrendim, daha doğrusu zaten birkaç gün içinde çıkartılacağı için zaten sualtında bu kadar ölçüm almak gerekli değildi. Bunun üzerine yayılım alanı eskizini yapmaya başladım, en azından aşağıda çalışanların aşağı yukarı nerde çalıştığını anlamam için önemliydi, aynı işe ikinci dalışta temel ölçümleri alarak devam ettim, ancak kalemin ucunun düşmesiyle, geri kalan sürede hemen hemen tüm dalgıçlara yardım etmeye çalıştım, ama alanın darlığı yüzünden bir süre etrafa bakmak gibi bir başka uğraş buldum. Batık kazı alanından 10 metre kuzeyde, yine 10 metrelerde üzeri kanji ve bir çeşit desenle süslenmiş bir tabak parçası bulmam beni çok heyecanlandırdı. Batık alanı çok geniş bir mesafeye yayılmış olmalıydı.
Ve tabii öğlen aramız! Bu sefer Ertuğrul kayalıklarının da göründüğü deniz fenerine gittik. Rüzgarsız bir havada kayalıklar da, Kushimoto limanı ne kadar dingin gözüküyordu!
Başlık: Ertuğrul’a ilk dalış
Her gün birbirinin aynı geçtiği için gün geçtikçe hergün yazı yazmak zolaşır sanırke hergün küçük de olsa yepyeni heyecanlar bulabiliyorum. Bu tabiki daha ilk Ertuğrul’a daldığım gün için biraz erken ama dalış ve deniz beni hep evimde hissettirdiği için çok farklı bir yerdeymişim gibi gelmiyor.
Bugün Ertuğrul kazısında sualtındaki ilk günüm, dalış eşim Jorge ile beraber batık üzerinde gezinti dalışı yaptık. Tabii bu bizim en fazla 10 dakikamızı aldığı için, dalışın geri kalanında öncelikle batık alanındaki kovuğa dalmak sonrasında ise bulduğum buluntuları çizmeye başladım. İlk parça, “cooking pot” diyip durduğumuz kazandı, 45 cm yüksekliğinde, 71 cm çapında olan bu büyük kazan, batığın görünür en büyük buluntusu. SAD projelerinden alışkanlıkla, hemen eskiz ve ölçüm işlemlerine başladım, açıkçası aylar sonra hem de japonyada kendi projemizde yaptığımız işi yaıyor olmanın heyecanıyla hemen Tufan Bey’e gösterdim, ama daha önce çizilmiş olduğunu öğrendim, daha doğrusu zaten birkaç gün içinde çıkartılacağı için zaten sualtında bu kadar ölçüm almak gerekli değildi. Bunun üzerine yayılım alanı eskizini yapmaya başladım, en azından aşağıda çalışanların aşağı yukarı nerde çalıştığını anlamam için önemliydi, aynı işe ikinci dalışta temel ölçümleri alarak devam ettim, ancak kalemin ucunun düşmesiyle, geri kalan sürede hemen hemen tüm dalgıçlara yardım etmeye çalıştım, ama alanın darlığı yüzünden bir süre etrafa bakmak gibi bir başka uğraş buldum. Batık kazı alanından 10 metre kuzeyde, yine 10 metrelerde üzeri kanji ve bir çeşit desenle süslenmiş bir tabak parçası bulmam beni çok heyecanlandırdı. Batık alanı çok geniş bir mesafeye yayılmış olmalıydı.
Ve tabii öğlen aramız! Bu sefer Ertuğrul kayalıklarının da göründüğü deniz fenerine gittik. Rüzgarsız bir havada kayalıklar da, Kushimoto limanı ne kadar dingin gözüküyordu!
Monday, 12 January 2009
cok web sitesi blogu oldu biliyorum ama
buna lazik degilsiniz tabi projenin mesafeli duzgun yazilarina ama ne yapayim bazen vaktim kalmiyor :)
her gecen gun daha cok seviyom caponlari cok sevimliler, bugun enomotoan (yasli muhendis capon) agirlik kemeri takmasina ardim ettim, bir sevindi bir sevindi :)
bir tanesini alip getirsem turkiyeye, en yazli burus burus olanlarini ozellikle, gelse hepimize bilge dedelik yapsa olmaz mi?
her gecen gun daha cok seviyom caponlari cok sevimliler, bugun enomotoan (yasli muhendis capon) agirlik kemeri takmasina ardim ettim, bir sevindi bir sevindi :)
bir tanesini alip getirsem turkiyeye, en yazli burus burus olanlarini ozellikle, gelse hepimize bilge dedelik yapsa olmaz mi?
090112-PAZARTESİ
090112-PAZARTESİ
Başlık: Japonya’nın olgunluk günü
Henüz ikinci günden buradaki düzene alıştım demek garip gelse de, dalışlara başladığımızın ikinci gününde günlük rutin işleri sürdürmeye başladık. Sanki yıllardır Kushimoto’da yaşıyormuş gibi, bugün neler olacak diye düşünerek güne başladık. Bugün yani 12 Ocak günü Japonya için olgunluk günüymüş. Bunu bizimle beraber tüm günü geçiren Akagison’dan öğrendim. Bugün 20 yaşına gelen gençler, Kimonolarını giyerek toplanırlar ve gençliğe daha doğrusu çocukluktan olgunluğa ilk adımı atarlarmış. Böylece sigara ve içki içme özgğrlüğüne sahip oluyorlarmış. Biz de bu güzel günde tesadüfen de lsa ilk budist tapınağa öğlen gezisi düzenledik. Hemen hemen her köşede ağaçlar arasına saklanmış büyük ya da küçük birçok tapınak bulmak mevcut. Biz de Oshimo adasındaki tapınağı ziyaret ettik, çanını çaldık ve öğleden sonra dalışları için tekneye döndük.
Bugün dışarısı oldukça soğuk ve rüzgarlıydı, sanki Ertuğrul’un niye battığını bir kez daha hatırlatmak içindalgalar bizi Ertuğrul kayalıklarına doğru sürüklüyordu. Buna rağmen dalışlara devam edip, yeni parçalar buluyorduk. Bugün bulduğumuz en önemli parça küçül bir altın parçası olduğundan kuşkulandığımız bir kolye halkasıydı. Ş an için birşey demek çok zor olsa da inancımız ve isteğimiz altın olması yönünde. Tüm bu gerçeği, ancak konservasyon tamamlandıktan sonra görebileceğiz.
Başlık: Japonya’nın olgunluk günü
Henüz ikinci günden buradaki düzene alıştım demek garip gelse de, dalışlara başladığımızın ikinci gününde günlük rutin işleri sürdürmeye başladık. Sanki yıllardır Kushimoto’da yaşıyormuş gibi, bugün neler olacak diye düşünerek güne başladık. Bugün yani 12 Ocak günü Japonya için olgunluk günüymüş. Bunu bizimle beraber tüm günü geçiren Akagison’dan öğrendim. Bugün 20 yaşına gelen gençler, Kimonolarını giyerek toplanırlar ve gençliğe daha doğrusu çocukluktan olgunluğa ilk adımı atarlarmış. Böylece sigara ve içki içme özgğrlüğüne sahip oluyorlarmış. Biz de bu güzel günde tesadüfen de lsa ilk budist tapınağa öğlen gezisi düzenledik. Hemen hemen her köşede ağaçlar arasına saklanmış büyük ya da küçük birçok tapınak bulmak mevcut. Biz de Oshimo adasındaki tapınağı ziyaret ettik, çanını çaldık ve öğleden sonra dalışları için tekneye döndük.
Bugün dışarısı oldukça soğuk ve rüzgarlıydı, sanki Ertuğrul’un niye battığını bir kez daha hatırlatmak içindalgalar bizi Ertuğrul kayalıklarına doğru sürüklüyordu. Buna rağmen dalışlara devam edip, yeni parçalar buluyorduk. Bugün bulduğumuz en önemli parça küçül bir altın parçası olduğundan kuşkulandığımız bir kolye halkasıydı. Ş an için birşey demek çok zor olsa da inancımız ve isteğimiz altın olması yönünde. Tüm bu gerçeği, ancak konservasyon tamamlandıktan sonra görebileceğiz.
Sunday, 11 January 2009
caponyada dusunmek
Dusundukce ortaya cok sey cikiyor, isin asli dusundukce daha ii hissettigim bir yer oluverdi burasi. Ornegin ankarada dusununce hic de ii hissetmedigimden cok da dusunmek istemeyip ona buna kostururdum.
Burada oturup dusunuyorum, hatta calisiyorum hatta bos durmaktan cok sikiliyorum. Proje isleri simdilik tas catlasa toplam 2-3 saat vaktimi aliyor, dalislar ve teknede gecirdigim vakit disinda, aslinda yapilan isler o kadar temel ki, cok rahat ediyorum.
Hatta arada dusuncelerim dokulup tezim olur mu bilmeme ama sayfalarca yazinca ve hatta okuyunca nasil seviniyorum anlatamam!
Dusununce cok sevdiklerim:
kesinlikle dernekcilik ve sivil toplum kurulus organizasyonlari, ogrenci topluluklari vve bir sekilde bunun icinde yugrulmus insanlar
turkler, ispanyollar, japonlar
dalis, deniz, tekne
okumak, bilmek, ogrenmek
sevmediklerim:
kurumlar, ama agir kurumlar
amerikalilar
kara, bilgisayar isi, mutfak isleri
ukalalik yapanlar, cok bisi bilmeyip bilmedigini caktirmamaya calisanlar, ezikler
Burada oturup dusunuyorum, hatta calisiyorum hatta bos durmaktan cok sikiliyorum. Proje isleri simdilik tas catlasa toplam 2-3 saat vaktimi aliyor, dalislar ve teknede gecirdigim vakit disinda, aslinda yapilan isler o kadar temel ki, cok rahat ediyorum.
Hatta arada dusuncelerim dokulup tezim olur mu bilmeme ama sayfalarca yazinca ve hatta okuyunca nasil seviniyorum anlatamam!
Dusununce cok sevdiklerim:
kesinlikle dernekcilik ve sivil toplum kurulus organizasyonlari, ogrenci topluluklari vve bir sekilde bunun icinde yugrulmus insanlar
turkler, ispanyollar, japonlar
dalis, deniz, tekne
okumak, bilmek, ogrenmek
sevmediklerim:
kurumlar, ama agir kurumlar
amerikalilar
kara, bilgisayar isi, mutfak isleri
ukalalik yapanlar, cok bisi bilmeyip bilmedigini caktirmamaya calisanlar, ezikler
090111-PAZAR
090111-PAZAR
Başlık: Ertuğrul’un kayalıklarında dalmak...
Bugün Ertuğrul Fırkateyni’nin battığı kayalıklardaki ilk günümüzdü. Bizimle beraber meraklı basın ordusu, Japon televizyonu, Japon dergileri ve Japon gazeteleri de geldi. Projemizin daha önce yapılan 2 senesi hakkında Tufan Bey basını bilgilendirdi. Fırkateyni şu anki kazı durumunu gözlemlemek için diğer bir tekneyle yanımıza gelen basın ordusu, proje ekibi suya girdikten hemen sonra batık bölgesinde dalışa başladılar. Onlar da sudan çıktıklarında en az biz proje ekibi kadar heyecanlı gözüküyorlardı.(ve tabii karaya vardigimizda patronlari onlara yaptiklari dalislar icin paralarini dagitirken daha da heyecanlilardi) Bu sırada proje ekibimiz geçen kıştan bu yana kazı alanının mevcut durumunu gözlemleyip bu seneki çalışmalar için teknik hazırlıkları (sualtı kazı cihazları, dedektör) tamamladılar. Haberlerler iyiydi. Batık alanımız, yerinden oynayan yemek kazanının dışında bütünlüğünü koruyordu. Bu iyi haberin sevinciyle Kushimoto Oshima Adası limanındaki restoranımıza dönüp enfes Japon yemeklerini ağızımıza götürdük ve çayımızı yudumladık (gozsuz hayvalar, yosun, yumusak sebze ya da hayvanlar). Japon – İspanyol – Türk dalgıç ekibimiz ilk defa bir araya gelmişti. Öğle yemeğinin hemen ardından ekip kazının günlük temposuna tekrar döndü. Suyun altında çalışan sualtı kazı aletinin yardımıyla bulunan parçalar işaretlenmiş kutulara konarak yüzeye gönderiliyordu. Aynı zamanda bulunan objelerin fotoğrafları yerinde görüntüleniyordu. Yaklaşık bir buçuk saat boyunca on dört metreye dalan dalgıçlar artık üşümüş bir şekilde yüzeye çıktılar ve dalış hakkında sohbet etmeye başladılar. Hepimiz farklı dillerde konuşan ama aynı heyecanı yaşayan bir ekibin parçasıydık. Soğuk rüzgara rağmen sohbetimizi sürdürüp güneşin batışıyla beraber limandaki yerimize geldik. Artık günün geri kalanında çıkardığımız eserleri kayıt altına almak, fotoğraflamak, temel konservasyon işlerini gerçekleştirmek dışında bir işimiz kalmamıştı.
Başlık: Ertuğrul’un kayalıklarında dalmak...
Bugün Ertuğrul Fırkateyni’nin battığı kayalıklardaki ilk günümüzdü. Bizimle beraber meraklı basın ordusu, Japon televizyonu, Japon dergileri ve Japon gazeteleri de geldi. Projemizin daha önce yapılan 2 senesi hakkında Tufan Bey basını bilgilendirdi. Fırkateyni şu anki kazı durumunu gözlemlemek için diğer bir tekneyle yanımıza gelen basın ordusu, proje ekibi suya girdikten hemen sonra batık bölgesinde dalışa başladılar. Onlar da sudan çıktıklarında en az biz proje ekibi kadar heyecanlı gözüküyorlardı.(ve tabii karaya vardigimizda patronlari onlara yaptiklari dalislar icin paralarini dagitirken daha da heyecanlilardi) Bu sırada proje ekibimiz geçen kıştan bu yana kazı alanının mevcut durumunu gözlemleyip bu seneki çalışmalar için teknik hazırlıkları (sualtı kazı cihazları, dedektör) tamamladılar. Haberlerler iyiydi. Batık alanımız, yerinden oynayan yemek kazanının dışında bütünlüğünü koruyordu. Bu iyi haberin sevinciyle Kushimoto Oshima Adası limanındaki restoranımıza dönüp enfes Japon yemeklerini ağızımıza götürdük ve çayımızı yudumladık (gozsuz hayvalar, yosun, yumusak sebze ya da hayvanlar). Japon – İspanyol – Türk dalgıç ekibimiz ilk defa bir araya gelmişti. Öğle yemeğinin hemen ardından ekip kazının günlük temposuna tekrar döndü. Suyun altında çalışan sualtı kazı aletinin yardımıyla bulunan parçalar işaretlenmiş kutulara konarak yüzeye gönderiliyordu. Aynı zamanda bulunan objelerin fotoğrafları yerinde görüntüleniyordu. Yaklaşık bir buçuk saat boyunca on dört metreye dalan dalgıçlar artık üşümüş bir şekilde yüzeye çıktılar ve dalış hakkında sohbet etmeye başladılar. Hepimiz farklı dillerde konuşan ama aynı heyecanı yaşayan bir ekibin parçasıydık. Soğuk rüzgara rağmen sohbetimizi sürdürüp güneşin batışıyla beraber limandaki yerimize geldik. Artık günün geri kalanında çıkardığımız eserleri kayıt altına almak, fotoğraflamak, temel konservasyon işlerini gerçekleştirmek dışında bir işimiz kalmamıştı.
Saturday, 10 January 2009
090110
İkinci gun, hazirliklar suruyor. Sleytler kesiliyor, kazida cikanlarin konacagi kaplar hazirlaniyor, cizimlerin uzerinden geciliyor, veritabani inceleniyor.
İsin acikcasi bugun anladigim en onemli sey, bizim projemizde yapilanlarla hemen hemen ayni seylerin yapiliyor olmasi.
Yani aklin yolu bir mi desem, yoksa biz baya bir yol almisiz son iki senedir mi desem bilemeyecegim, neyse proje dedikodusunu bir yana birakirsak...
En onemli sey yemekler sanirim, oglen yedigimiz hazir noddle ve sushilerden sonra japonyada yasanmayacagina karar verdim. Ben nasil olur da onume konan yiyemem!
Ama aksam Masa bize gercek japon yemegi yapip yanina sake koyunca iste budur dedim. İnanilmazdi, hatta chopsticklerle yemek yeme isini iyice ilerlettim, turkiyeden getirdigimiz helvayi bile sopalarla yedim.
Butun gun kitap kudum, ertugrul batti romanda, cocuk kitabi okudum, onda da batti. Cizimlere baktim, onda da batmis, valla batmis bu gemi!
Burada olmanin en guzel tarafi ispanyollar sanirim, hemen hemen herseyimiz benziyor, hatta bugun ufak ufak ispanyolca cumleler kurmaya bile basladim, Jorge bana ispanyolca ogretmeye niyetli gozukuyor, Maria ile ise zatn ancak bu dilde konusabiliyoruz.
Yarin dalislar var ve basin, yine kose bucak kacmak niyetindeyim basindan, neyseki fotografcilik dedigimiz proje gorevi her zaman sessiz olmayi etrafi izlemeyi hatta elinde kamera her ise burnunu sokup kimsenin seni rahatsiz etmemesini gerektirdigi icin super bir gorev.
Ve tabi bu gece uyuyabilmeyi umuyorum, Turkiye saatiyle bile mantikli bir saate denk gelmeyen sabah 4te iki gundur uyanmami anlayabilmis degilim :)
İsin acikcasi bugun anladigim en onemli sey, bizim projemizde yapilanlarla hemen hemen ayni seylerin yapiliyor olmasi.
Yani aklin yolu bir mi desem, yoksa biz baya bir yol almisiz son iki senedir mi desem bilemeyecegim, neyse proje dedikodusunu bir yana birakirsak...
En onemli sey yemekler sanirim, oglen yedigimiz hazir noddle ve sushilerden sonra japonyada yasanmayacagina karar verdim. Ben nasil olur da onume konan yiyemem!
Ama aksam Masa bize gercek japon yemegi yapip yanina sake koyunca iste budur dedim. İnanilmazdi, hatta chopsticklerle yemek yeme isini iyice ilerlettim, turkiyeden getirdigimiz helvayi bile sopalarla yedim.
Butun gun kitap kudum, ertugrul batti romanda, cocuk kitabi okudum, onda da batti. Cizimlere baktim, onda da batmis, valla batmis bu gemi!
Burada olmanin en guzel tarafi ispanyollar sanirim, hemen hemen herseyimiz benziyor, hatta bugun ufak ufak ispanyolca cumleler kurmaya bile basladim, Jorge bana ispanyolca ogretmeye niyetli gozukuyor, Maria ile ise zatn ancak bu dilde konusabiliyoruz.
Yarin dalislar var ve basin, yine kose bucak kacmak niyetindeyim basindan, neyseki fotografcilik dedigimiz proje gorevi her zaman sessiz olmayi etrafi izlemeyi hatta elinde kamera her ise burnunu sokup kimsenin seni rahatsiz etmemesini gerektirdigi icin super bir gorev.
Ve tabi bu gece uyuyabilmeyi umuyorum, Turkiye saatiyle bile mantikli bir saate denk gelmeyen sabah 4te iki gundur uyanmami anlayabilmis degilim :)
090109
Her projenin ayrı bir hikayesi vardır, tıpkı projede çalışan gönüllülerinin olduğu gibi...
Ertuğrul Projesi'ne katılmam bundan sadece 10 gün öncesine dayanıyor. SAD'ın
Kaş'taki Sualtı Arkeopark Projesi'nin son kontrollerini yaptıkta hemen sonra
Ankara'ya dönüp, uzun bir kış boyunca 6 senedir uğraştığım doktora tezimin
yazım aşamasına kapanmayı düşünürken Tufan Turanlı'dan gelen bir telefon
sonucunda yarım saat düşünüp projeye katıldım. Japonya'ya gidiyordum ve deniz tarihinin önemli bir deniz kazası sonucu batmış Ertuğrul Fırkateyni'ne dalacaktım.
Bu kadar hızlı gelişen olaylar sonucu bugün kendimi Japonya'nın Kushimoto
kasabasında buldum.
Bugün projedeki ilk günümüz, Türkiye'den beraber geldiğim Can Ataç'la beraber jetlag'i atlatmaya çalışıp, projenin bu seneki düzenine alışmaya çalışıyoruz. Ekip oldukça renkli, aslında bir uluslararası fıkra gibiyiz, 1 japon, 4 ispanyol, 3 Türk ve iki çocuk birgün bir Japon adasına düşmüş, Ertuğrul Fırkateyni'ni kazmaya başlamışlar... Tufan Turanlı ve Berta Lledo’dan oluşuyor, 2001 senesinde “Shipwrecks of Anatolia”Projesinde de onlarla çalışmıştım, tabii tek farkla, o da Ada ve Bora isimli iki sevimli çocukları henüz piyasada yoktu. Şimdi genişlemiş olan Tufanlı ailesiyle tekrar beraberim.Berta, projenin her işine koşuyor, aslında başarılı erkeğin arksındaki zeki kadın denebilir. 2001 yılından farklı olarak 2 küçük canavarla başa çıkamasını hayretler içinde izliyorum.
Ada ve Bora, iki küçük canavar, kendi aralarında hangi dili konuştuklarını takip etmek mümkün değil, şimdilik Ada’yla aramız, Bora’ya nazaran daha iyi.
Can, İstanbul’dan beri her türlü soruma cevap veriyor, anlaşılan o ki projede de her işe koşturan o. Genç yaşına rağmen ne yaptığını bilen, ve yaptığı işten zevk alan bir iletişim öğrencisi.
İspanyol ekip arkadaşlarımıza gelince, Jorge benimle ispanyolca konuşmak konusunda çok ısrarlı, böylece ortada konuşulan bir dile daha katılabilmenin mutlulupunu yaşıyorum. Şimdilik dalış ekibinde de olduğunu biliyorum, diğer meziyetlerinin yanı sıra. Jordi de dalış ekibinde ama ilk günler daha çok masa başında olacak gibi. Maria ise yine günlük yaşam islerini büyük marifetle hallediyor, proje sonuna kadar onunla eş olarak işleri halledeceğiz.
Japonları henüz tanımaya fırsatım olmadı, Masa dışında, çok iyi bir fotoğrafçı olmasının dışında, kendi Canon EOS1 kendi sualtı kılıfını yapıyor olması, onun dalışla olan bağının ne kadar çok olduğunun birgöstergesi.
Kaldığımız küçük güzel japon evi ve çalışma ofisimizi de sayarsak, kendimi meleketeim saydığım Kaş’ta hissettiğimi söyleyebilirim. Evden bu kadar uzakta, böylesine sıcak bir ortamda olduğum için kendimi şanslı sayıyorum.
Ertuğrul Projesi'ne katılmam bundan sadece 10 gün öncesine dayanıyor. SAD'ın
Kaş'taki Sualtı Arkeopark Projesi'nin son kontrollerini yaptıkta hemen sonra
Ankara'ya dönüp, uzun bir kış boyunca 6 senedir uğraştığım doktora tezimin
yazım aşamasına kapanmayı düşünürken Tufan Turanlı'dan gelen bir telefon
sonucunda yarım saat düşünüp projeye katıldım. Japonya'ya gidiyordum ve deniz tarihinin önemli bir deniz kazası sonucu batmış Ertuğrul Fırkateyni'ne dalacaktım.
Bu kadar hızlı gelişen olaylar sonucu bugün kendimi Japonya'nın Kushimoto
kasabasında buldum.
Bugün projedeki ilk günümüz, Türkiye'den beraber geldiğim Can Ataç'la beraber jetlag'i atlatmaya çalışıp, projenin bu seneki düzenine alışmaya çalışıyoruz. Ekip oldukça renkli, aslında bir uluslararası fıkra gibiyiz, 1 japon, 4 ispanyol, 3 Türk ve iki çocuk birgün bir Japon adasına düşmüş, Ertuğrul Fırkateyni'ni kazmaya başlamışlar... Tufan Turanlı ve Berta Lledo’dan oluşuyor, 2001 senesinde “Shipwrecks of Anatolia”Projesinde de onlarla çalışmıştım, tabii tek farkla, o da Ada ve Bora isimli iki sevimli çocukları henüz piyasada yoktu. Şimdi genişlemiş olan Tufanlı ailesiyle tekrar beraberim.Berta, projenin her işine koşuyor, aslında başarılı erkeğin arksındaki zeki kadın denebilir. 2001 yılından farklı olarak 2 küçük canavarla başa çıkamasını hayretler içinde izliyorum.
Ada ve Bora, iki küçük canavar, kendi aralarında hangi dili konuştuklarını takip etmek mümkün değil, şimdilik Ada’yla aramız, Bora’ya nazaran daha iyi.
Can, İstanbul’dan beri her türlü soruma cevap veriyor, anlaşılan o ki projede de her işe koşturan o. Genç yaşına rağmen ne yaptığını bilen, ve yaptığı işten zevk alan bir iletişim öğrencisi.
İspanyol ekip arkadaşlarımıza gelince, Jorge benimle ispanyolca konuşmak konusunda çok ısrarlı, böylece ortada konuşulan bir dile daha katılabilmenin mutlulupunu yaşıyorum. Şimdilik dalış ekibinde de olduğunu biliyorum, diğer meziyetlerinin yanı sıra. Jordi de dalış ekibinde ama ilk günler daha çok masa başında olacak gibi. Maria ise yine günlük yaşam islerini büyük marifetle hallediyor, proje sonuna kadar onunla eş olarak işleri halledeceğiz.
Japonları henüz tanımaya fırsatım olmadı, Masa dışında, çok iyi bir fotoğrafçı olmasının dışında, kendi Canon EOS1 kendi sualtı kılıfını yapıyor olması, onun dalışla olan bağının ne kadar çok olduğunun birgöstergesi.
Kaldığımız küçük güzel japon evi ve çalışma ofisimizi de sayarsak, kendimi meleketeim saydığım Kaş’ta hissettiğimi söyleyebilirim. Evden bu kadar uzakta, böylesine sıcak bir ortamda olduğum için kendimi şanslı sayıyorum.
Friday, 9 January 2009
capon yemegi
capon yemegi yedik aslinda capon mudur turk mudur ispanyol mudur anlamadik ama her ogun pilav yiyorum chopsticklerle kucuk kaplarin icinde. Ustune ispanyol ya da amerikan usulu bakenle karismis capon komsumuzdan gelen ot! Simdilik cok eglenceli, cok yavas yemek disinda bir problem yok. yaninda da japon etiketli ispanyol sarabi!
Niye bu kadar karisik olmak zorunda bilmiyorum ama simdilik cok dilli cok kulturlu bir ortam soz konusu bi fransizlarla almanlar eksik, onlar da gelince tam olacagiz.
Acikcasi eger memleketi ozlememek istersen gelinebilecek en iyi yer caponya sanirim. Turk oldugumu duyanlarin sevinmesi, ates istedigim kadinin bana cakmagini hedye etmeye calismasi gibi muhtesem nezaketler soz konusu.
Vay be bir yerde de turkum diyince degere biniyormusuz super!
Niye bu kadar karisik olmak zorunda bilmiyorum ama simdilik cok dilli cok kulturlu bir ortam soz konusu bi fransizlarla almanlar eksik, onlar da gelince tam olacagiz.
Acikcasi eger memleketi ozlememek istersen gelinebilecek en iyi yer caponya sanirim. Turk oldugumu duyanlarin sevinmesi, ates istedigim kadinin bana cakmagini hedye etmeye calismasi gibi muhtesem nezaketler soz konusu.
Vay be bir yerde de turkum diyince degere biniyormusuz super!
capon evi
Capon evine geldik gece, heryer tatami, her duvar kagittan, evde biri hapsursa diger herkes cok yasa diyor.
Ama buz gibi ev! en komigi de tuvaletin klozet kapagi, isitmali!, sifonun ustunde musluk var, sifonu cekince elini kapagin usutunde yikayabiliyorsun, pis su da sifonu dolduruyor, super degil mi?
Ekip gercekten cok sevimli, kasinti ispanyolar falan olur saniyordum ama hepsi pek seker, zaten ali yamacin dedigi gibi ben herkesi cok seviyormusum ama caponlari gercekten cok sevdim :)
Ama buz gibi ev! en komigi de tuvaletin klozet kapagi, isitmali!, sifonun ustunde musluk var, sifonu cekince elini kapagin usutunde yikayabiliyorsun, pis su da sifonu dolduruyor, super degil mi?
Ekip gercekten cok sevimli, kasinti ispanyolar falan olur saniyordum ama hepsi pek seker, zaten ali yamacin dedigi gibi ben herkesi cok seviyormusum ama caponlari gercekten cok sevdim :)
yolda neler oldu
Nerden baslasam nasil anlatsam...
ASPEG'in misafirliginden sonra havaalanindaki kisa vedanin hemen ardindan iceri adim attigimda Bulent'e rastladim, ben hala Ankara'da ust sokakata oturuyo sandiyordum, o da Gurcistan'a tasinmis.
Kisa bir kahve sohbeti ardindan duty free'de ihtiyaclarimiz olan sarma sigaralari alinca sira 223 numarali gatei bulmaya geldi (yari ingilizce olunca havali oluyo :)
223'e yaklastikca gozler daha da cekik gozlu olmaya basladi, daha istanbuldayken baktim etraf hep japon olmus. Beni ingiliz sanan yakisikli guvenlik gorevlisini kestikten sonra gectim son kontrolerden.
Kontroller
Foto housinleri
Foto makineleri
Laptop
Kitap Cantam
derken gectik kapilardan toplam 100 kilo
Basladim Can'i beklemeye, Bilkent'ten genc biri, onun ikinci senesi, mimandarim oldu taa japonyaya kadar.
İstanbul aksam yemegi ardindan yola ciktigimdan, ustune ucakta aksam yemegi, uyu uyan (tabiki kahvalti kisminda uyumusum) 24 saat icindeki ucuncu aksam yemeginden sonra Kansai'ye vardik, batmiyomus havaalanı, yalan soylemisler, gayet de suyun ustundeydik :)
ustune tren
bir tren daha
bi tren daha
bi tane daha
derken kushimotodayiz
ASPEG'in misafirliginden sonra havaalanindaki kisa vedanin hemen ardindan iceri adim attigimda Bulent'e rastladim, ben hala Ankara'da ust sokakata oturuyo sandiyordum, o da Gurcistan'a tasinmis.
Kisa bir kahve sohbeti ardindan duty free'de ihtiyaclarimiz olan sarma sigaralari alinca sira 223 numarali gatei bulmaya geldi (yari ingilizce olunca havali oluyo :)
223'e yaklastikca gozler daha da cekik gozlu olmaya basladi, daha istanbuldayken baktim etraf hep japon olmus. Beni ingiliz sanan yakisikli guvenlik gorevlisini kestikten sonra gectim son kontrolerden.
Kontroller
Foto housinleri
Foto makineleri
Laptop
Kitap Cantam
derken gectik kapilardan toplam 100 kilo
Basladim Can'i beklemeye, Bilkent'ten genc biri, onun ikinci senesi, mimandarim oldu taa japonyaya kadar.
İstanbul aksam yemegi ardindan yola ciktigimdan, ustune ucakta aksam yemegi, uyu uyan (tabiki kahvalti kisminda uyumusum) 24 saat icindeki ucuncu aksam yemeginden sonra Kansai'ye vardik, batmiyomus havaalanı, yalan soylemisler, gayet de suyun ustundeydik :)
ustune tren
bir tren daha
bi tren daha
bi tane daha
derken kushimotodayiz
caponya gunlugu
Baktim olacak gibi degil, burasi bir acayip, kime nasil anlatsam bilemedim caponya dosyasi olusturmaya karar verdim.
Aslinda simdiye kadar yazsam kitap olurdu, olmadi torumlarima anlatirim diye kendi kendime sessizce yasadiklarimi dusundum de, baktim yazacak baska kitaplar var, torunumun da olmasi icin cocugumun olmasi gerekiyor, o da cok uzak ihtimal, blog yazayim dedim
ludmilla sagolsun tabi :)
sevgiler
Aslinda simdiye kadar yazsam kitap olurdu, olmadi torumlarima anlatirim diye kendi kendime sessizce yasadiklarimi dusundum de, baktim yazacak baska kitaplar var, torunumun da olmasi icin cocugumun olmasi gerekiyor, o da cok uzak ihtimal, blog yazayim dedim
ludmilla sagolsun tabi :)
sevgiler
Subscribe to:
Posts (Atom)