Tuesday, 20 January 2009

iste oyle birgun

Bir günlük aradan sonra yine dalıştaydık. Ekibimiz küçülmüş ama çalışma tempomuz daha da artmıştı. Kazdığımız bölgelerden daha fazla porselen ve ahşap çıksa da çivi parçaları ve sayısı azalmaya başlamıştı. Gittikçe daha deinlere gidiyor olmalıydık, ya da daha şanssız günümüzdeydik.
22sinde yani yarından sonra cooking pot dediğimiz pişirme kabını çıkaracağız. Her zaman olduğu gibi basın ordusu peşimizde, bugün yemek sırasında chop stickleri nasıl tuttuğumuzdan ağzımıza nasıl lokmayı götürdüğümüze kadar herşeyi çektiler. 22si tahminen tam bir kaos olacak. Umarım bahsedilen sayıda dalgıç ve gazeteci yok işimizi engellemez.
Bugünün en güzel tarafı, batık alanının çevresini gezip fotoğraflar çekebilmem oldu. Çeşit çeşit mercanlar var, her ne kadar isimlerini Akagi-san'a sorsam da genelde Japonca cevap aldığım için henüz hepsine birden mercan demek dışında başka seçeneğim yok.

Monday, 19 January 2009

şeffaflık

Kimin dediğini de çok iyi hatılıyorum, Ejder demişti, şeffafsın, yanındakinin derdini tasasını kopyalıyorsun, sanki anlıyorsun, anlamaya çalışırken o oluveriyorsun, bu sefer sen üzülüyorsun diye.
Şimdi Can'ı kopyalıyorum sanki, burdaki yeni kardeşim, düşüncesiyle, hassasiyetiyle ve bazen olgunluğuyla onu o kadar iyi anlıyorum ki, birşey yapamıyorum.
Belki uykusuzluktan ama genel olarak keyifsizlikten şafak sayıyor, haksız değil, yani en azından ona şeffaf olabiliyorum.
Ama tabii şeffaf olamadıklarım yok değil, tıpkı Ali Yamaç'ın dediği gibi herkesi seviyor muyum diye düşündüğümde sanırım herkesi sevemiyorum.
Hatta kahramankaptanın dediği gibi iyi de değilim. Ona göre iyi demek, kötülük yapamadığı için iyi olan demek değil. Kötülük yapabilecek düşüncede ve güçte olup, bunu seçim olarak yapmamak anlamına geliyor.
Bu durumda günlerin geçmesini bekliyorum, istanbula dönmek istiyorum. Bugün Pasifik'e baktığımda nerden yüzsem varırım diye düşündüm, ne yazık ki çok uzak geldi.
Evimi değil de İstanbulu özlemek, Ali Yamaç'ın evinde akşam içip, gündüz herkes gittikten sonra ayılmaya çalışırken Ali abimle sohbet etmek istediğimi farkettim.
Konuşacak ne çok şey var şu anda...
Uzakta olunca, bazen herşey o kadar anlam değiştiriyor ki, uzaktan o kadar ii görebiliyor ki insan ...

Bugün dalışa çıkamadık

Tüm gece yağan yağmurdan sonra bugün dalışa çıkamadık. Büyük dalgaların olduğunu ve Oshima adası tarafında dalışa çıkılamayacağını Nakamura-san bize haber verdi. Bu durumda günlük rutinlerimize devam etmek dışında yapılacak birşey yoktu. Yoshiko’nın çevirilerini kontrol ettik, Yemek kazanının dışarı çıkarılması ile ilgili toplantıyı gerçekleştirdik, mağara çizimlerini tamamladık, taşıma kaplarımızın altındaki sac parçaları boyadık derken gün sona erdi. Arada deniz kıyısına bisiletlerimizle gidip denize bakmak sanırım en güzel anımızdı. Açıkçası tipik bir labaratuvar gününün nasıl sıkıcı geçtiğini görüp bir kez daha Berta’ya hak verdim, günlük rutinler insanı gerçekten de çok yoruyormuş. Herşekilde denizde olmak çok güzel, umarım yarın dalışa çıkabiliriz.

Jorge, Tote ve Jordi’ye veda ederken..

090117_Pazar
Başlık: Jorge, Tote ve Jordi’ye veda ederken...


Güzel bir veda gecesinin ardından İspanyol ekibimizi Alicante’ye yolcu ettik. Bizi İspanya’ya davet etmeleri üzerine haritada Alicante’ye baktık. Yağmurun tekrar başlamasını beklediğimiz bugünlerde, sıcak bir Akdeniz şehrini hayal etmek içimizi ısıttı.
Yağmur beklentisine rağmen güneşli ama bulutlu bir güne başladık. Hava raporu şaşmıştır diye düşünürken, öğleden sonra bizi dalıştan çıkarken yağmur karşıladı. 17 derece sudan çıkıp daha soğuk bir yağmura yakalanmak pek de hoş değil!
Dalışlarımızda bugün bulduğumuz esas malzeme porselendi. Üzerinde hem çini hem de siyah desenler bulduk. Bunlar Japonyadan hediye olarak yollanan eserlerden parçalar olmalıydı. Çok sayıda parça dışında, kayaya yapışmış durumda tama yakın bir kap bulduk, henüz onun çıkması için oldukça çalışmamız gerekecek.

Saturday, 17 January 2009

090117_CUMARTESİ

090117_CUMARTESİ
Başlık: Tatil günü öncesi, bugünü ve sonrası


Tatil gününün en güzel yanı bir gece öncesinin de tatil olmasıdır. Her ne kadar daha yeni başlamış olsak da dalışlara ara vermek 1 gün bile olsa oldukça iyi geldi. Ve tabi havaın günlük güneşlik olması bu güzel tatil günümüzün keyfini daha da arttırdı.
Öncelikle 16sı akşamından bahsetmek istiyorum. Eve gelince tatilden de yararlanıp hem blogları yazmak hem de fotoğraf aktarımlarını yapmak dışında, çamaşır yıkayıp, japonyadaki ilk gündelik yaşam rutinlerine başlamış oldum. Ardından koşturmaca içinde Enomoto-san’ların daveti üzerine İsmet ve Uğur katdeşlerin Türk Restaurant’ına gittik. Herşeyiyle bir Türk restaurant’ı, duvarlar İznik çinisi, duvarlar çeşitli yörelerden kilim ve halı kaplı. Sahipleri ise, tam bir Türk misafirperverliği sergilediler, ve Japon malzemesiyle yapılabilecek en lezzetli Türk yemeklerini hazırladılar. Mutfak sohbeti sırasında daha da ayrıntılı olarak onları tanıma fırsatı bulduk.
Ardından Enomoto-san’ın daveti üzerine Karaoke bara gittik. Japonların kş akşamlrındaki en büyük eğlencesi bu olmalı. Önünüzdeki listeden istediğiniz dilde şarkı seçip buna eşlik ediyorsunuz, ama bunu tabii Japonlar kadar iyi yapamıyorsunuz. İspanyolların Tango yapması gibi, onlarında milli eğlence şekli bu olmalı. İçtiğimiz şohoların etkisiyle sarhoş olup, japonlarla iyice kaynaştık.
Ardından yorgun argın eve geldiğimde günü düşünürken, bulduğumuz parfüm şişesi için, Ertuğrul kitabından şu satırlar aklıma geldi:

"(...) İkincisi sana bir şişe bıraktım. Bu şişenin içinde benim gözyaşlarım var. Senden ayrı kaldığım zamalar çok ağladım. Gözyaşlarımı bu şişenin içinde topladım. Şimdi bu şişeyi veriyorum sana, bu benden sana en büyük hatıradır Ali. Bndan sonra bu şişeyi ömrün boyunca sakla. Bu sana olan bağlılığımın, sana olan muhabbetimin, sana olan sevdamın bir nişsanıdır." Erdoğan Şimşek

Ertesi gün tatil günümüz olduğu için, sadece gezmekle meşguldük. Japonyaya salınmış 10 turist olarak öncelikle Balina Müzesi’ne sonar ise Kushimoto Akvaryum2una gittik. Gördüklerimiz beni insanoğlunun hangi milletten olursa olsun hayvanlara şov amaçlı olarak eziyet ettiklerini hatırlattı. Açıkçası günün en güzel anı, İspanyol ekip aradaşlarımızla, marketten aldığımız yemeklerle Deniz kıyısında sakin bir kumsal bulup, güneş altında piknik yapmamızdı. İşte Akdenizli her yerde Akdenizlidir, Türkü, Yunanı, İtalyanı, İspanyolu hiç farketmiyor.

Güzden Varinlioğlu

Ayse Hanim'dan Ali Bey'e mektup

"(...) İkincisi sana bir şişe bıraktım. Bu şişenin içinde benim gözyaşlarım var. Senden ayrı kaldığım zamalar çok ağladım. Gözyaşlarımı bu şişenin içinde topladım. Şimdi bu şişeyi veriyorum sana, bu benden sana en büyük hatıradır Ali. Bndan sonra bu şişeyi ömrün boyunca sakla. Bu sana olan bağlılığımın, sana olan muhabbetimin, sana olan sevdamın bir nişsanıdır." Erdoğan Şimşek
İste bu şişeyi bulduk dalışta, yani ben öyle diyorum en azindan :)

ekip ve iste asil gercekler

Jorge: Gitme Jorge, bosver ispanyayi, biz sensiz ne yapariz. Sessizce espiri yapan ve hayattan zevk alan tipler vardir ya, nadiren de olsa cevremizde, iste onlardan, hala aklima geldikce guldugum anlik espirileri inanilmazdi, ama ne yazik ki gidiyor. Cok arayacagiz onu!
Jordi: Babasina cok cekmese de o da fena degil eglenme konusunda, sanki baba o da cocuk babasi gibi. Karaokede cok cekingenlik yapti, ama olsun, biz onu da seviyoruz. Gozleri bir sahane cocugun, bir de neyseki ingilizcesi iyi de anlasabildik.
Maria (Tote): Muthis kadin Tote, her ise yariyor, cok ama cok kotu onun gidiyor olmasi. Bir akademisyen inatciliginda ingilizceyi tane tane ama yarim yamalak konussa da onu da cok sevdim.
Can: Kahvemakinasi ve noddle manyagi, ama gercekten manyagi. Onu hayatta baska ne daha cok heyecanlandiriyor bilmem ama dalisi ve tekneyi pek sevmedii kesin! Bundan sonra tekneye o da gelmzese yandim valla
Berta: Bir adamin basina gelebilecek en guzel sey, inanilmaz bir kadin hep cok sevmisimdir ve cok sevecegim.
Bugun ispanyollar gidiyor, kaldik japonlarla, bakalim neler olacak,
arkasi yarin